
Avrupa’da Değişim Çağı
YENİ ÇAĞ AVRUPASI’NDA MEYDANA GELEN GELİŞMELER
Katolik Kilisesi’nden Alternatif Dünya Tasavvuruna
Fikrî ve Manevi Etkenler
Rönesans
Rönesans’ın Sonuçları
Reform
Reformun Sonuçları
Protestanlaşma
Hümanist ve Rasyonalist Felsefeler
Newtoncu Fizik ve Bilim Devrimi
Sekülerleşme
Devletler Arası İlişkilerde Sekülerleşme
Merkantilizm ve Burjuva Sınıfı
Kırdan Kente Göç
Askerî ve Teknolojik Etkenler
Ateşli Silahlar ve Yeni Gemi Türleri
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Avrupa’da Düşünce Alanında Değişimler
Copernicus (1473-1543)
Thomas More (1478-1535)
Machiavelli (1469-1527)
Jean Jacques Rousseau (1712-1778)
Immanuel Kant (1724-1804)
Katolik Kilisesi’nden Alternatif Dünya Tasavvuruna Fikrî ve Manevi Etkenler
Batı Roma İmparatorluğu’nun Kavimler Göçü sonrasında çökmesiyle Antik Çağ kültürü tehlike altındaydı. Ancak “Kilise”, bu yıkıntı içinde Antik Çağ’ın kültürel değerlerini koruyarak ayakta tuttu. Genç kavimler, kilisenin aracılığıyla Antik Dünya’nın değerlerini öğrenerek büyüdüler. Kilise, sadece uygun gördüğü düşünceleri korudu ve destekledi; diğer düşünceler ise reddedildi. Kilise, kendi felsefesini halka yayarken alternatif düşüncelere engel oluşturdu ve eleştirenleri dışladı.
Yeni Çağ Avrupası’nda Halk
Avrupa’da toplum iki sınıfa ayrıldı: Birinci sınıf, dini ve sosyo-ekonomik yapıyla belirlenen ruhban ve aristokratlar; ikinci sınıf ise yoksul halktı. Soylular ve rahipler, halkı hem maddi hem de manevi açıdan sömürdüler. Halkın gelişim fırsatları kısıtlandı. Aydınlanma ile kiliseye karşı alternatif dünya görüşü oluşturuldu ve özgür düşünce teşvik edildi. Bu süreçte yükselen burjuvazi yeni ekonomik alanlar açtı ve orta sınıfın oluşumuna katkıda bulundu.
Feodalite
Feodalite, siyasi ve askeri gücü elinde tutan senyörler (derebeyler) ile onlara bağlı kölelerin oluşturduğu idari bir düzendi. Bu düzen, siyasi birliği bozarak küçük yönetim birimlerini ortaya çıkardı. Orta Çağ boyunca hüküm süren feodalite, XV. yüzyıldan sonra yerini mutlak krallıklara bıraktı. Feodalitenin gerilemesi, Coğrafi Keşifler, barutun ateşli silahlar için kullanımı, hümanizm ve sekülerleşme gibi faktörlerle bir dizi dönüşümü tetikledi.
Rönesans
XV. yüzyıldan itibaren ilk olarak İtalya’da ortaya çıkan Rönesans, klasik kültür ve sanata dayalı bir bilim ve sanat akımıdır. Daha çok edebiyat ve güzel sanatlarda gözlenen bu hareket, Hümanizm’in etkisiyle şekillendi. Rönesans’ın temelinde özgür düşünce ve bilimsel gelişmeler yatmaktadır. Ticari faaliyetler sonucu zenginleşen mesen sınıfının katkısıyla Rönesans hareketleri başlamıştır.
Rönesans’ın Sonuçları:
- Avrupa’da bilim, sanat ve edebiyat alanlarında yeni bir dünya görüşü oluştu.
- Skolastik düşünce yerini deney ve gözleme dayalı pozitif düşünceye bıraktı.
- Reform hareketlerinin zemini hazırlandı.
Osmanlı Devleti ise Rönesans’tan fazla etkilenmedi.
Reform
Reform, Yeni Çağ başlarında Avrupa’da meydana gelen dinî düzenlemeleri ifade eder. XVI. yüzyılda Katolik mezhebindeki bozulmalar sonucu Almanya’da başlayan reform, diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı. Katolik Kilisesi’ni eleştiren Alman din adamı Martin Luther, reform hareketini başlattı.
Reformun Nedenleri:
- Matbaanın geliştirilmesi.
- Rönesans’ın etkisi.
- Katolik Kilisesi’ndeki bozulmalar.
Matbaa sayesinde kitap basımı ve okuryazarlık oranı arttı. İncil’in farklı dillere çevrilmesiyle din adamlarının ifade ettiği konuların İncil’de olmadığı anlaşıldı. Katolik Kilisesi’nin dini işler dışında siyasetle de ilgilenmesi, güç unsurlarıyla halkın mallarına el koyması gibi nedenlerle güven kaybına yol açtı. Bu durum reform hareketlerinin temelini oluşturdu. Protestanlık, XVI. yüzyılın reform hareketlerine dayalı ve farklı kiliselerden oluşan bir Hristiyanlık anlayışıdır.
Hümanizm
Hümanizm, insanı değerli kabul eden, onu her şeyin ölçütü olarak gören bir felsefi akımdır. Bu akım, edebiyat, bilim ve sanat alanlarında öne çıkmıştır. Rönesans’ın doğmasında hümanist düşüncenin büyük etkisi vardır. Dante, Petrarca, Montaigne, Erasmus ve Cervantes gibi isimler, hümanizmin önde gelen temsilcilerindendir. Hümanizm, heykel ve mimari alanında da izlerini bırakmıştır.
Rasyonalizm (Akılcılık)
Rasyonalizm, gerçeklerle bağlantısı kopmuş dogmatik düşüncelerden kaçınarak akıl, mantık ve gerçekçi çözümler arayışını ifade eder. Rasyonel düşünce eğitimde de etkili olmuştur. Bu düşüncenin ürünlerinden biri de pozitivizmdir.
Pozitivizm
Pozitivizm, aydınlanmanın temel düşüncelerini yansıtarak bireysel akıl, doğa kontrolü, modernite, hukukun temelleri gibi prensipleri öne çıkarmıştır.
Newtoncu Fizik ve Bilim Devrimi
Orta Çağ boyunca Katolik Kilisesi, Dünya’nın evrenin merkezi olduğu düşüncesini benimsemişti. Ancak Bilim Devrimi ile birlikte, Güneş merkezli bir evren sisteminin varlığı kabul edildi. Bu dönemde Isaac Newton’ın optik, matematik ve fizik alanlarındaki çalışmaları öne çıktı ve Bilim Devrimi’nin doruğuna ulaştı. Newton, gelişmiş bir teleskop icat etti ve çağdaş anlamda bilimi kurarak bilimsel düşünmenin en gelişmiş örneğini sergiledi. Evrensel çekim yasasını bulmanın ötesinde, bilim ve felsefe arasındaki ilişkiyi de bugünkü bakış açısıyla belirledi.
Sekülerleşme
Sekülerizm, dini olanın karşıtı anlamına gelir ve Protestan ülkelerde ortaya çıkmış bir düşüncedir. Sekülerizmde, din ile insan aklının ayrılması ve dinin kişisel bir mesele olarak kabul edilmesi önerilmiştir. Sekülerizm, Protestanlığın egemen olduğu toplumlarda yaygınlaştı. Bu durum, dinin kamusal hayattan çıkartılıp bireysel bir mesele hâline getirilmesine yol açtı. Bu süreçte Batı’da din, sosyal önemini giderek yitirdi.
Devletler Arası İlişkilerde Sekülerleşme
Ortaçağ Avrupası’nda kral ile diğer egemen güç olan prenslikler arasında bir hiyerarşi vardı. Papa ilahi liderken imparator dünyevi liderdi. Reform hareketleri, kiliseyi dışladı, feodal devletler zayıfladı ve ulusal krallıklar güçlendi. Orta Avrupa devletleri birçok prenslikten oluşuyordu, bu da ulusallaşmayı geciktirdi. Bu prensliklerin bir kısmı Katolik, diğer bir kısmı ise Protestan mezhebine bağlıydı. Bu farklı din algıları nedeniyle Avrupa, Otuz Yıl Savaşları’na sahne oldu. Bu savaşların sonucunda Westphalia Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Avrupa’daki devletlerin statüleri değişti, devletler arası ilişkilerde sekülerleşme başladı. Kilisenin yetkileri sınırlandırıldı, din ve devlet ayrıldı. Bu dönemde din, devletler arasındaki ilişkilerdeki etkisini kaybetti.
Merkantilizm ve Burjuva Sınıfı
Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğini altın ve gümüş gibi değerlere dayandıran ekonomik bir yaklaşımdır. XVI ve XVII. yüzyıllarda Avrupa ülkelerinin ticaret politikalarını temelinde bu düşünce yatmaktaydı. Coğrafi Keşifler sonrasında Avrupa’da yaygınlaşan merkantilist anlayış, yeni ticaret yollarının ve sömürgecilik yarışının temelini oluşturdu. Bu dönemde ticarette büyüyen burjuva sınıfı doğdu. Bu sınıf yönetimde ve ticarette etkin bir rol oynadı, bu da merkantilist ekonomik politikaların desteklenmesine yol açtı.
Kırdan Kente Göç
XVI. yüzyılın ortalarından itibaren arazilerin tarım için kullanılması, alternatif gıda üretimi, taşımacılığın gelişmesi, hastalıkların azalması ve savaşların şeklinin değişmesi, ölüm oranlarını düşürdü. Bu durum nüfus artışını hızlandırdı ve Sanayi İnkılabı’nın temelini oluşturdu. Ancak artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için gereken tarım ve hayvancılık kaynakları yetersizdi, bu da köylü isyanlarını tetikledi. Bu nedenle merkantilist ekonomi, kırsal nüfusun kentlere göç etmesine yol açtı. XVIII. yüzyılda İngiltere ve Hollanda merkezli gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler, tarımda insan gücüne olan ihtiyacı azalttı. Bu gelişme sonucunda kırsalda yaşayan insanlar işsiz kaldı ve kentlere göç etmek zorunda kaldı.
Ateşli Silahlar ve Yeni Gemi Türleri
XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ateşli silahların etkili bir şekilde kullanılması, Avrupa’da Askeri Devrim’in başlangıcını işaret etti. Ateşli silahlar sayesinde Orta Çağ kalesi surları aşılabilir hale geldi ve küçük prensliklerin ve şehir devletlerinin gücü azaldı. Bu durum, merkezi devletlerin, örneğin Fransa, İngiltere ve İspanya’nın, küçük prensliklere karşı üstünlük sağlamasına yol açtı. Feodal sistem çökerken ordu yapıları değişti ve ağır atlı birlikler yerine ekonomik açıdan daha verimli olan hafif silahlı piyadeler öne çıktı. Aynı dönemde İtalyan şehir devletleri, büyük ordulara sahip olamadıkları için kale savunmasında yeni bir model geliştirdi. Kaleler daha alçak ve kalın duvarlara sahip olarak inşa edildi, böylece çapraz ateş gücü artırıldı. Tüfeklerin gelişmesiyle eski modeller yerini fitilli ve çakmaklı tüfeklere bıraktı. Askeri Devrim, Batı’nın yükselişinde sadece bilim, sanat ve düşünce gelişmeleriyle değil, aynı zamanda askeri alanlardaki bu değişikliklerle de önemli bir rol oynadı. Sömürgecilik dönemi de Batı’nın askeri gücünün bir sonucuydu.
Yeni Gemi Türleri
1470-1570 yılları arasında deniz savaşlarında büyük değişiklikler yaşandı. Carrack (karak) adı verilen gemilere ek olarak, okyanus koşullarına uygun olarak tasarlanan caravel (karavel) türündeki gemiler uzun yolculuklar için uyarlandı. 1570’lerden itibaren demir topun maliyeti düşerek kullanımı arttı. Deniz faaliyetlerinin finansmanında devletin rolü büyüdü ve XVII. yüzyılın sonunda disiplinli deniz filoları oluşturuldu. XVI. yüzyılın sonunda kadırgaların yerine kalyon gemileri geçti. Kalyon gemileri, geniş kargo kapasiteleri ve yüksek seyir yetenekleri sayesinde deniz savaşlarına ve ticarete yeni yaklaşımlar getirdi.
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Avrupa’da Düşünce Alanında Değişimler
Copernicus (1473-1543)
Polonyalı din adamı, matematikçi ve astronom Copernicus, antik ve Orta Çağ ilminin evrenle ilgili yanlış yaklaşımlarını eleştirmiş ve Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezini öne sürmüştür. Kopernik, hümanist yöntemin ilim öğrenmedeki önemini kabul ederek astronomi alanındaki matematik eksikliğini fark etmiştir. Kendinden sonra gelen Kepler ve Galileo gibi bilim insanları için esin kaynağı olmuştur. Kopernik, Dünya’nın Güneş merkezli olduğu ve döndüğü fikrini bilimsel temellere oturtarak evren modelini değiştirmiştir.
Thomas More (1478-1535)
More, “Utopia” adlı eserinde özel mülkiyetin olmadığı toplumsal bir düzen tasarlamıştır. Koyu bir Katolik Hristiyan olan More, bu düşüncesini dini temellere dayandırmıştır. Utopia’da hiç kimse toprak sahibi değil, herkes işçi olarak yaşamaktadır. Üretim plana göre düzenlenmekte ve üretilen mallar herkese gereksinimine göre dağıtılmaktadır. More’a göre yöneticiler seçimle işbaşına gelmeli, görevlerini kötüye kullanmadıkları sürece görevde kalmalıdır. Ülke meseleleri halk kurultaylarında tartışılmalı, diğer zamanlarda ise yasaklanmalıdır. Savunma amaçlı savaşlar yapılmalıdır.
Thomas More, “Utopia” adlı eseriyle kadın-erkek eşitliği, çalışma saatlerinin sınırlanması, temel eğitimin zorunlu ve parasız olması, sağlık hizmetlerinin devlet tarafından sunulması gibi ileri görüşleri önceden dile getirmiştir. Eseri, roman türünün gelişmediği dönemde bir anlatı metni olarak öne çıkar.
“Ütopya,” güney yarımkürede bir ada olan Utopia’da yaşanan bir gemicinin hikayesini anlatır. Gemici, adanın mükemmel düzenini Avrupa’ya tanıtarak okuyucuları düşündürmeyi amaçlar.
Machiavelli (1469-1527)
Machiavelli, etik kurallara bağlı olmayan sınırsız güç sahibi devlet yapısının oluşturulmasını savundu. Amacı, güçlü bir ulusal İtalyan devleti kurarak yabancı etki ve işgallere karşı korunmaktı. Görüşlerini “Hükümdar (Prens)” adlı eserinde açıkladı. Hükümdarın erdemli biri gibi görünmesi ama gerektiğinde öyle davranmaması gerektiğini savundu. Dinin toplumu bir arada tutucu rolünden dolayı hükümdarın dindar gibi davranması gerektiğini belirtti. Askeri konuda yurttaşlardan kurulu düzenli bir ordu önerdi. Devletler arası ilişkilerde devletin amacına ulaşmak için her yolu deneyerek güç kullanabileceğini ve hukuka aykırı kurallara başvurabileceğini savundu.
Jean Jacques Rousseau (1712-1778)
Rousseau’ya göre kötülüğün kaynağı, insanlığın doğal durumdan ayrılması ve mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıydı. Mülkiyetin ortaya çıkmasıyla sınıf ayrımı ve siyasal iktidarın oluştuğunu söyledi. Mülkiyetin ortadan kalkması gerektiğini savundu. “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde toplum düzeninin sözleşmelere dayandığını ve devletin gerekliliğini vurguladı. Devletin egemen güç olduğunu ve egemenliğin bölünemez olduğunu belirtti. Fransız İhtilali’yle devlet otoritesini savunarak toplum düzenini sağlamanın önemini vurguladı.
Immanuel Kant (1724-1804)
Kant, aklın kamusal otoritenin temelini oluşturmasını savundu. Temel eşitlik ve evrensel akıl önermeleriyle genel iradenin oluşturulabileceğini söyledi. Ahlaki evrenselliğin bireylerin eşitliğini getireceğini ifade etti. Kant’a göre yurttaşlık genel yasa karşısında bağlılık değil, eşitlik ve kardeşlik durumundaydı. Temsilî sistem ve güçler ayrılığına dayalı cumhuriyetçi biçimi destekledi. Sadece belli bir ücreti ödeyenlerin seçme ve seçilme hakkına sahip olması gerektiğini savundu. Kant, evrensel ahlakı öne çıkararak orta sınıfı gerçek yurttaş olarak kabul etti.