
Toplumsal Kurumlar
SOSYOLOJİ 6. ÜNİTE – TOPLUMSAL KURUMLAR
I. TOPLUMSAL KURUMUN TANIMI
Toplumsal kurumlar, bir toplum içerisinde örgütlenmiş düşünceler, davranışlar, değerler ve normlar aracılığıyla oluşan göreli bütünlerdir. Bu kurumlar, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ortaya koyduğu toplumsal ilişkilerin ve rollerin kurumsallaşması sonucu meydana gelir. Toplumsal kurumlar, toplumun hükmeden değerleri ve normlarına göre şekillenirler.
Ana toplumsal kurumlar şunlardır: Aile, eğitim, din, ekonomi, siyaset ve boş zaman etkinlikleri. Bu kurumların özellikleri şu şekildedir:
II. TOPLUMSAL KURUMUN ÖZELLİKLERİ
- Toplumsal kurumlar, her toplumda evrensel olarak bulunurlar.
- Bu kurumlar ihtiyaçlardan türemiş ve ihtiyaçların karşılanmasında işlev görmüşlerdir.
- Aynı kurum, farklı toplumlarda ve zaman içinde biçim ve işlev değişiklikleri gösterebilir.
- Toplum bütünlüğü nedeniyle, bir kurumdaki değişiklik diğerlerini de etkileyebilir.
- Yeni ihtiyaçlar, yeni kurumların ortaya çıkmasına yol açar.
- İşlevini yitiren, toplumun ihtiyaçlarını karşılamayan kurumlar zaman içinde kaybolabilir.
- Kurumlar arasındaki değişim hızları farklılık gösterebilir. Örneğin, ekonomi hızlıca değişebilirken din daha yavaş değişebilir.
- Her toplumsal kurumun kendine özgü yapısı ve kuralları bulunur.
- Toplumsal kurumlar birbirleriyle ilişkilidir.
- Bu kurumlar uzun süreklilik gösterirler.
- Kurumların toplum içindeki önemi ve etkisi farklılık gösterebilir. Din, bazı toplumlarda diğerlerinden daha etkili olabilirken bazı toplumlarda siyaset veya ekonomi öne çıkabilir.
- Toplumsal kurumların çeşitli işlevleri vardır. Bazı kurumlar, işlevlerini diğer kurumlara devredebilirler. Örneğin aile kurumu, bazı işlevlerini eğitim kurumuna devredebilir.
III. TOPLUMSAL KURUMLARIN İŞLEVLERİ
- Bu kurumlar, toplumsal ilişkilerin belirli kurallar ve kalıplar doğrultusunda yürütülmesini sağlayarak olumlu işlev üstlenirler.
- Aynı zamanda değişmeyi ve gelişmeyi engelleme eğilimi göstererek olumsuz işlev üstlenebilirler.
- Toplumsal grupların temel ihtiyaçlarına yanıt verirken, açık olmayan örtülü amaç ve işlevlere de sahiptirler. Örneğin aile kurumunun temel amacı neslin devamını sağlamak olabilirken, gizli amacı bireyin meslek seçimini veya zenginliği desteklemek olabilir.
IV. TOPLUMSAL KURUM ÇEŞİTLERİ
A. AİLE KURUMU
Aile, evlilik, kan bağı ve duygusal bağlarla birbirine bağlı bireylerden oluşan ve en küçük toplumsal kurum olan bir yapıdır.
- Ailenin Özellikleri
a) Aile, toplumların en eski ve temel kurumlarından biridir ve evrensel bir şekilde her toplumda bulunur.
b) Ailenin yapısı ve işlevleri toplumlar arasında ve zaman içinde değişebilir.
c) Aile, toplumsal yapının çekirdek unsurunu oluşturur.
d) Aile üyeleri arasında samimi ve içten ilişkiler bulunduğundan, birincil grup niteliği taşır.
e) Aile üyeleri arasında belirli bir statü ve rol dağılımı mevcuttur ve bu statü ve roller çeşitli sorumlulukları beraberinde getirir.
f) Üyeler arasında hem kan bağı hem de duygusal bağlar bulunur.
g) Bireyler, ilk aile deneyimiyle sosyalleşmeye başlar ve toplumsal kimlik kazanır.
h) Aile, toplumun değerleri ve normlarına uygun olarak şekillenir.
i) Ailenin ekonomik, biyolojik, psikolojik ve sosyal işlevleri vardır.
- Ailenin İşlevleri (Aile İşleviyle İlgili Bağlantı)
a) Biyolojik İşlev: Aile, üyelerinin temel biyolojik gereksinimlerini karşılayarak cinsel ihtiyaçları tatmin eder ve neslin devamını sağlar.
b) Psikolojik İşlev: Aile, duygusal bağlarla birbirine bağlı üyelerden oluştuğundan, üyelerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılar. Örneğin çocukların sevgi ve koruma ihtiyaçlarını karşılamak bu işlevi örneklendirir.
c) Eğitim ve Sosyalleştirme İşlevi: Aile, toplumun değerlerini, normlarını, geleneklerini ve göreneklerini çocuklara aktararak onların sosyalleşmelerini sağlar. Bu sayede çocuklar ilk defa aile içinde toplumsal kurallarla tanışırlar. Temel bilgi ve eğitim de ailede başlar.
d) Kimlik ve Kişilik Geliştirme İşlevi: Yeni doğan bebekler biyolojik varlıklardan sosyal kimliklere dönüşümü aile aracılığıyla gerçekleştirir. Yani aile, bireylere kimlik ve kişilik kazandırmada önemli bir rol oynar.
e) Ekonomik İşlev: Aile, üretim ve tüketimi bir araya getirerek üyelerinin temel ihtiyaçlarını karşılar. Beslenme, barınma, korunma gibi gereksinimleri karşılama işlevi ailenin ekonomik işlevini gösterir.
- Aile Modelleri
a) Egemenlik Yapısına Göre (Karar Alma Biçimine Göre)
- Anaerkil Aile: Kadının egemen olduğu aile tipidir. Poliandri (bir kadının birden fazla erkekle evli olması) evlilik biçimi yaygındır. Din ve gelenekler burada etkilidir. Eskimo toplulukları, bazı Afrika kabileleri gibi örnekler bulunur.
- Ataerkil Aile: Erkeğin egemen olduğu aile tipidir. Erkek birden fazla kadınla evlenebilir, yani polijini (bir erkeğin birden fazla kadınla evli olması) yaygındır. Din ve gelenekler burada etkilidir. Eski toplumlarda ve bazı Asya ülkelerinde görülür.
- Eşitlikçi (Demokratik) Aile: Egemenlik, kadın ve erkek arasında paylaşıldığı, kararların ortak alındığı bir aile tipidir. Özellikle sanayileşme sonrası kadınların ekonomik hayata katılmasıyla ortaya çıkan bir modeldir.
- Çocuk Merkezli Aile: Bugün kentlerde, ataerkil yapıdan çocuk merkezli yapıya doğru bir geçiş gözlenir. Ebeveynler, yaşam biçimlerini, tercihlerini çocuklarının gereksinimlerine göre düzenler. Anne ve baba rolleri ve ev içi ilişkiler çocukların ihtiyaçlarına göre şekillenir.
b) Üye Sayısına Göre (Niceliklerine Göre)
- Geleneksel Geniş Aile: Birden fazla kuşağın bir arada yaşadığı aile tipidir. Bu tip aileler sanayi öncesi toplumlarda yaygındırlar. Kararlar genellikle ailenin en yaşlı erkek üyesi tarafından alınır. Aile daha çok üretici bir yapıya sahiptir ve bireysel mülkiyet kavramı bulunmaz. Ailenin sahip olduğu mal ve kaynaklar ortaktır. Gelenekler ve görenekler bu aile tipini etkiler ve akrabalık bağları oldukça kuvvetlidir. Sanayileşme sürecinin başlangıcında, “geçiş dönemi geniş aile” adı verilen bir model de görülebilir. Bu modelde aile bireyleri aynı evde yaşamaz, ancak birbirlerine yakın yerlerde ve bağlı bir şekilde yaşarlar. Tam kopuş henüz gerçekleşmemiştir.
- Çekirdek Aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bu aile tipi, sanayileşmiş toplumlarda daha yaygındır. Aile daha çok tüketici bir yapıya sahiptir ve bireysel mülkiyet kavramı bulunur. Bu aile tipi, bazı görevleri diğer kurumlara devretmiştir. Akrabalık bağları zayıflamış, bunun yerine aile üyeleri arasındaki duygusal bağlar güçlenmiştir. Gelenek ve göreneklerin etkisi azalmıştır. Çekirdek aile tipi, tek eşli evlilik ve neolokal yaşama düzeni özellikleri taşır.
- Yeni Geniş Aile: Farklı eşlerden boşanmış olanların, birbirlerinin boşanmış eski eşleriyle yeniden evlenerek oluşturduğu aile tipidir. Bu model özellikle Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde yaygınlaşmıştır.
- Eksik (Tek Ebeveynli) Aile: Anne veya baba ebeveynlerden sadece birinin, çocuklarıyla oluşturduğu aile tipidir. Bu aile tipi, son yıllarda boşanma oranlarının artması veya çocuk sonrası terk etme durumlarıyla daha sık karşılaşılır hale gelmiştir.
- Evlilik ve Evlilik Türleri
Evlilik, kadın ve erkek arasında kabul görmüş toplumsal değerler ve normlar çerçevesinde yapılan bir sözleşmedir. Evlenme kavramı toplumlar arasında ve zaman içinde farklılık gösterir, bu da çeşitli evlilik türlerini ortaya çıkarmıştır. Evlenme yaşları, 2012 yılına ait TÜİK verilerine göre, erkekler için ortalama 26.8, kadınlar için 23.7 olarak belirlenmiştir. Ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 3.1’dir. Bölgesel olarak en yüksek ortalama ilk evlenme yaşı İstanbul Bölgesi’nde erkekler için 27.8, kadınlar için 25; en düşük ortalama ilk evlenme yaşı ise Orta Anadolu Bölgesi’nde erkekler için 25.7, kadınlar için 22.2 olarak kaydedilmiştir.
a) Eş Sayısına Göre Evlilik Türleri
- Monogami: Tek eşle evlilik türüdür.
- Poligami: Birden fazla eşle evliliği ifade eder ve iki alt türe ayrılır.
- Polijini (Çok Karılılık): Bir erkeğin birden fazla kadınla evlendiği durumdur. Örneğin, Hindistan’da yaygındır.
- Poliandri (Çok Kocalılık): Bir kadının birden fazla erkekle evlendiği durumdur. Örnek olarak Afrika’daki Tuda kabilesi verilebilir.
b) Yerleşme Çevresine Göre Evlilik Türleri
- Matrilokal (İçgüveysilik): Erkeğin, kadının aile çevresine katıldığı evlilik türüdür.
- Patrilokal: Kadının, erkeğin aile çevresine katıldığı evlilik türüdür.
- Neolokal: Eşlerin bağımsız olarak ayrı yerleşme çevresine katıldığı evlilik türüdür.
c) Eşin Seçildiği Gruba Göre Evlilik Türleri
- Endogami: Evlenenlerin aynı grup içinden seçildiği evlilik türüdür. Bu türde aynı kast, boy, klan veya akrabalık bağı içinde evlilikler yer alır. Sororat ve Levirat, endogami evlilik türüne örnek olarak verilebilir.
- Egzogami: Evlenenlerin farklı gruplardan seçildiği evlilik türüdür. Evlenenler arasında akrabalık bağı bulunmaz. Günümüz toplumlarında daha yaygın olan evlilik türüdür.
d) Dul Kalan Eşin Evliliğine Göre
- Levirat: Kocası ölen kadının, kocasının erkek kardeşiyle evlendiği durumdur. Bu şekilde aile içinde mallar korunur, gelinin dış dünyaya çıkması engellenir, çocukların geleceği güvence altına alınır ve erkeğin başlık parasından kurtulması sağlanır.
- Sororat: Karısı ölen erkeğin, karısının kız kardeşiyle (baldızla) evlendiği durumdur. Bu yolla ölen eşin çocukları ve mal varlığı aile içinde korunmuş olur.
- Boşanma
Boşanma, evlilik sözleşmesiyle kurulan aile birliğinin sona erdirilmesidir. Bu sona erme, toplumsal normlara göre gerçekleşir. Bir eşin ölümü veya evlilik kurallarının geçerli şekilde bozulması durumlarında boşanma gerçekleşir. Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma sebepleri şunlardır: zina, cana kast, akıl hastalığı, terk, suç işleme ve geçimsizlik.
Boşanmayı kolaylaştıran faktörler şunlar olabilir: sosyoekonomik zorluklar, dini motivasyonların azalması ve yasal boşanma prosedürlerinin kolaylaştırılması. Genel olarak boşanma ile ilgili araştırma sonuçları şunlardır:
- Boşanma özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinde daha olumsuz etkiler yaratır.
- Çocuksuz ailelerde boşanma oranı daha yüksektir.
- Boşanma oranları evliliğin ilk 5 yılında en yüksektir (%38,3) (TÜİK 2012 sonuçlarına göre).
- Kırsal kesimde boşanma oranları kentsel kesime göre daha düşüktür.
- Ailenin Sürekliliği
Ailenin sürekliliği konusunda iki temel görüş vardır:
a) Homogami: Benzer özelliklere sahip ve birbirine benzeyen bireylerin evlilikleri daha uzun süreli olma eğilimindedir.
b) Heterogami: Farklı özelliklere sahip bireylerin evlilikleri daha uzun süreli olabilir.
B. EĞİTİM KURUMU
Genel olarak eğitim, mevcut bilgi, beceri ve değerlerin yeni nesillere aktarılması sürecini ifade eder. Eğitim, bireylere anlayış biçimleri sunarak onları hayata hazırlar ve belirlenen hedeflere yönlendirir. İlk eğitim aileden başlar ve ardından akrabalar, arkadaşlar, okul çevresi gibi faktörlerle devam ederek bireyleri hayata hazırlar. Eğitim, örgün ve yaygın olmak üzere iki ana kategoride değerlendirilir. Örgün eğitim zamanlı, planlı ve programlıdır; okullarda öğretilir ve günümüzde genellikle eğitim terimi örgün eğitimi ifade eder. Yaygın eğitim ise toplumun farklı alanlardaki gelişimini ve hazırlığını sağlayan bir süreçtir; konferanslar, gazeteler, radyolar, televizyonlar gibi araçlar bu tür eğitimde kullanılır.
- Eğitimin Temel İşlevleri
a) Siyasal İşlevleri
- İyi vatandaş ve insan niteliklerini tanımlamak.
- İyi vatandaş ve insanlar yetiştirmek.
- Liderlerin yetişmesine katkıda bulunmak.
- Bilinçli seçmenler yetiştirmek.
b) Toplumsal İşlevleri
- Bireye toplumun değerlerini aktararak kültürleme ve sosyalleşme sağlamak.
- Toplumsal kültürel mirasın birikimini ve sürekliliğini sağlamak.
- Toplumsal sorunların çözümüne katkıda bulunmak.
c) Bireysel İşlevleri
- Bireyin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmak.
d) Ekonomik İşlevleri
- Bireyin kendi yeteneklerine uygun meslek seçmesine yardımcı olmak.
- Bilinçli üreticiler ve tüketiciler yetiştirmek.
- Nitelikli insan gücü sağlamak.
e) Gizli İşlevleri
- Eş seçimine yardımcı olmak.
- Tanıdıklar sağlamak (arkadaş, dost, komşu vb.).
- Çocuk bakımını desteklemek.
- Eğitim ve Sosyalleşme İlişkisi
Kültürün bir nesilden diğerine aktarılması eğitim sayesinde gerçekleşir. Her toplumun eğitimi, o toplumun temel özelliklerine bağlıdır. Bir toplum, sürekliliğini sağlamak için bireylerini o topluma uyumlu hale getirmek durumundadır. Bu da yalnızca bireylerin eğitilmesiyle mümkündür.
C. DİN KURUMU
Din, temelde inançlar üzerine kurulu bir olgudur. Sosyoloji, dinsel inançları ve normları bir sosyal olgu olarak incelemeye çalışır. Ancak sosyoloji, dinsel inançların veya normların doğruluğu veya yanlışlığıyla değil, dinin bir kurum olarak işleyişini ve diğer kurumlarla olan ilişkilerini araştırır. Din, tarihsel süreç boyunca bireyleri ve toplumları etkileyen en temel kurumlardan biri olmuştur. Hiçbir toplumda dinsel unsurlar olmaksızın varlık gözlenmemiştir. Din, toplumsal yaşamda bireylerin davranışlarını şekillendirirken, bazı davranışları olumlu değerlendirir ve bunları teşvik ederken, bazı davranışları olumsuz olarak kabul eder ve bu davranışları yasaklar. Bu sayede din, bireylerin davranışlarını toplumsal değer yargılarına uygun hale getirme işlevini yerine getirir. Sosyoloji, dinin sosyal bütünleşme, sosyal çatışma ve sosyal değişme üzerindeki etkilerini incelemeye çalışır. Dinin birleştirici işlevi özellikle ibadet ve ayinlerde daha belirgin olarak görülür. Ortaklaşa gerçekleştirilen ibadetler, ayinler ve törenler, grup bilincini güçlendirir ve bireyler arasında toplumsal bir kaynaşma sağlar. Dinin toplumsal hayattaki en önemli etkilerinden biri de toplumsal kontrolün sağlanmasına katkıda bulunmasıdır. Kurallar, bireyin içselleştirdiği vicdanının etkisi olmadan dışsal kontrolün etkisini azaltır. Din, bireylerin vicdanını geliştirerek, diğer insanlara ve toplumsal kurallara karşı daha duyarlı hale getirir. Bu yolla din, bireylerin davranışlarını toplumsal normlara uygun hale getirme işlevine katkı sağlar.
1. Dinin İşlevleri
- Din, bireylere iç huzur ve güven duygusu vererek psikolojik rahatlama sağlar.
- Toplumsal kontrol aracı olarak toplumun birleşmesine katkıda bulunur.
- Ortak değerlere hitap ederek bireylerarası dayanışmayı destekler.
- Toplum tarafından kabul edilen davranışları belirleyerek bireylerin toplumsal uyumunu sağlamada yardımcı olur.
- Toplumsal kültürün oluşturulmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına yardımcı olur.
2. Dini İnanç Çeşitleri
- Totemizm: En ilkel dini inanç biçimidir. Kutsal sayılan bir hayvan, bitki veya cansız bir nesneye inanma ve tapınma şeklidir. Totem, bir kabilenin atası olarak kabul ettiği ve adını taşıdığı bir hayvan, bitki veya nesnedir.
- Fetişizm: İnsanların nesnelere sahip olmanın uğur getireceğine inandığı ve tehlikelerden koruyacağına inandığı inanç biçimidir. Fetişizm kişisel tapınmayı içerir.
- Animizm: Doğadaki tüm varlıkların bir ruha sahip ve canlı olduğuna inandığı inanç biçimidir. Animizm, ruhun ölüm sonrası var olduğuna inanır.
- Natürizm: Doğa güçlerine tapınmayı ifade eder. Ay, yıldız, güneş gibi doğal varlıklara tapınma inancını içerir.
- Politeizm: Birden fazla tanrıya inanç biçimidir. Her tanrı farklı özellik ve sorumluluklara sahiptir.
- Monoteizm: Tek tanrıya inanç biçimidir. Tek bir tanrının varlığını ve yönetimini savunur.
3. Din ve Laiklik
Laiklik, genel olarak akli düşünce ile dini düşüncenin ayrılması anlamına gelir. Siyasi bağlamda ise laiklik, devletin din kurallarına dayanmayan, bireylerin dinsel inanç ve ibadet özgürlüklerini din ayrımı gözetmeksizin koruyan bir sistem olarak tanımlanabilir. Bu yaklaşım, devlet işleri ile dini işlerin birbirinden ayrılması anlamına gelir. Fransız Devrimi’nin ardından yükselen laiklik kavramının iki temel yönü vardır: “din hürriyeti” ve “din-devlet işlerinin ayrılığı”. Bir ülkenin laik olabilmesi için, din hürriyetinin tanınmış ve güvence altına alınmış olması gerekmektedir. İnanç hürriyeti ve ibadet hürriyeti bu ilkenin temelini oluşturur. İnanç hürriyeti, kişinin dini tercihini özgürce yapabilmesini ifade ederken, ibadet hürriyeti ise bireyin inançlarına uygun şekilde ibadet edebilmesini sağlar. Laiklik kavramının ikinci yönü ise din ve devlet işlerinin ayrılığıdır. Bir ülkede din ve devlet işlerinin ayrı olduğunu söyleyebilmek için, devletin tarafsız ve resmi bir dini olmaması, din mensuplarına eşit davranılması, din kurumları ile devlet kurumlarının ayrı olması ve hukukun din kurallarına uyma zorunluluğunun bulunmaması gerekmektedir. Laik devletlerde din, bireylerin vicdanlarına bırakılır ve devletin kurumsal yapısıyla ilişkisi kesilir. Din, bireylerin özel inanç alanına aittir ve devlet yönetimine müdahil olamaz. Laik devlette, hukuki düzenlemeler yasalara uygun olarak yapılır ve bütün vatandaşlar yasalar önünde eşittir.
4. Atatürk ve Laiklik
Atatürk’ün laiklik konusundaki görüşleri, onun sözleriyle anlam kazanır. “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.” Atatürk, dinin bireysel bir konu olduğunu ve herkesin vicdanına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgular. Dini politikadan ayırmaya odaklanmış ve dinin çıkar temelli siyasetten uzaklaştırılmasını hedeflemiştir. “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” Atatürk, din ve mezhebin kişisel bir tercih olduğunu ve kimsenin başka bir bireyi dini bir inanca zorlayamayacağını belirtir. Genel olarak, Atatürk laikliği, dinin bireysel özgürlüğe saygı gösterilerek devlet işlerinden ayrılmasını ve dinin politika üzerindeki etkisinin sınırlanmasını savunmuştur.
D. EKONOMİ KURUMU
Ekonomi ve Ekonomik İstikrarsızlıklar
Ekonomi, kelime anlamı olarak “ev işlerini idare etmek” anlamına gelir. Kavramsal olarak ise “mal ve hizmetlerin üretim, tüketim ve bölüşüm işlerini inceleyen bir bilimdir” şeklinde tanımlanır. İnsanların sınırsız ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama çabası, ekonomi olgusunu ortaya çıkarmıştır. İhtiyaçlar ile kaynaklar arasındaki dengeyi sağlama amacına yönelik kurulan ilişki kalıpları, ekonomi kurumunun temelini oluşturmuştur. Bu ekonomik ilişki kalıpları; üretim, tüketim, bölüşüm ve alış-veriş ilişkilerini içerir.
1. Ekonomiye Ait Bazı Kavramlar
a) Arz: Üreticilerin piyasaya sürdüğü toplam mal ve hizmetlerdir. Belirli bir piyasa ve zamanda çeşitli fiyatlardan satmaya razı olunan mal ve hizmet miktarını ifade eder.
b) Talep: Tüketicilerin toplam tüketim isteğidir. Belirli bir mal veya hizmetin farklı fiyat seviyelerinden belirli bir dönemde satın alınma miktarını ifade eder. Talep kanunu, fiyat düştükçe talebin artacağını, fiyat yükseldikçe ise talebin azalacağını belirtir. “Veblen Malları” olarak bilinen gösterişe yönelik talep, snop olarak adlandırılan bireylerin sosyal statülerini yükseltmek amacıyla üstün kabul ettiği kişilere ait mallara olan talebi artırır.
c) Piyasa: Mal satmak isteyenler ile mal satın almak isteyenler arasındaki mübadele ağını ifade eder.
d) Denge Fiyatı: Piyasada arz ve talep miktarlarının eşitlendiği fiyat seviyesidir.
e) Kartel: Büyük şirketlerin fiyatlar konusunda anlaşarak oluşturduğu bir anlaşmadır. Amacı serbest rekabeti sınırlamaktır.
f) Damping: Bir malın dış piyasalarda maliyet fiyatının altında satılmasıdır.
g) Otomasyon: Seri üretimi ifade eder.
2. Ekonomik Hayatta Yaşanan İstikrarsızlıklar
a) Enflasyon: Bir ekonomide, genel olarak mal ve hizmetlerin fiyat seviyelerinin sürekli artışına denir. Enflasyon, paranın değer kaybetmesi sonucu alım gücünün düşmesini ifade eder. Arz ve talep dengesizliğinden kaynaklanabilir.
b) Deflasyon: Enflasyonun tersidir. Arzın talepten fazla olması sonucu mal ve hizmet fiyatlarının düşmesi durumudur.
c) Devalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar karşısında değerini düşürme işlemidir. İhracatı teşvik etmek ve ekonomiyi canlandırmak amacıyla yapılabilir.
d) Revalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar karşısında değerini yükseltme işlemidir. İhracatın zorlaştığı durumlarda tercih edilebilir.
e) Resesyon: Ekonomik canlılığın kaybolduğu, üretim faaliyetlerinin daraldığı durumu ifade eder.
Ekonominin Bileşenleri
a) İhtiyaç: Ekonomide mal ve hizmet üretiminin temelini oluşturan istek ve arzulardır. Yeme, içme, barınma, giyinme, eğlenme gibi gereksinimler ihtiyaçlara örnektir. Zorunlu ihtiyaçlar (beslenme, barınma gibi) ve zorunlu olmayan ihtiyaçlar (sinema, eğlence gibi) olmak üzere iki tür ihtiyaç vardır. Ekonomik ihtiyaçlar, ücret, mal veya hizmetlerle karşılanan ihtiyaçlardır.
b) Mal ve Hizmetler: İnsan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanan ve kullanılan her türlü nesne veya faaliyettir. Maddi mal, dokunulabilir ürünleri (giyim, gıda, ev eşyaları) içerirken, hizmet, somut olmayan ama ihtiyaçları gideren faaliyetleri (ulaşım, eğitim, sağlık hizmetleri) ifade eder.
c) Kaynaklar: Üretim sürecinde kullanılan ve mal ve hizmet üretimi için gerekli olan faktörlerdir.
d) Üretim: İhtiyaçları karşılamak ve toplumsal fayda sağlamak için herhangi bir şeyin şeklinde veya yapısında değişiklik yapma sürecidir. Üretim faktörleri, doğal kaynaklar, işgücü (emek), sermaye ve girişimden oluşur.
e) Tüketim ve Tasarruf: Üretilmiş mal ve hizmetlerden insanların faydalandığı süreci tüketim olarak adlandırırız. Gelirin bir kısmının harcanmaması ve birikmesine ise tasarruf denir. Birikimlerin yeni üretim için kullanılmasına yatırım adı verilir.
f) Bölüşüm: Üretilen mal ve hizmetlerin üretime katılan unsurlar arasında dağıtımını ifade eder. Bu dağıtımın ülke genelinde gerçekleşmesine milli gelir denir. Milli gelir, bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarına göre değerlerinin toplamıdır. Bu milli gelirin ülkedeki bireyler arasında paylaşılmasına kişi başına düşen milli gelir denir.
4. Ekonomide Mal, Hizmet ve Fayda Kavramları
Mal
İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretilen somut nesnelere mal denir. Örneğin ekmek, şeker, telefon, masa, kalem gibi örnekler verilebilir. Mallar elde ediliş ve kullanılış biçimine göre iki kategoriye ayrılır.
a1) Elde Ediliş Biçimlerine Göre Mallar
- Serbest Mal: Elde edilmesi için herhangi bir emek veya maliyet gerektirmeyen mallardır. Hava, su, güneş ışığı gibi örnekler serbest mallara örnektir.
- Ekonomik Mal: Elde edilmesi için emek ve maliyet gereken mallardır. İhtiyaçları karşılamak ve değişim amacıyla üretilen mallardır. Ekonomik mallar ekonominin odak noktasını oluşturur. Araba, defter, kumaş gibi örnekler ekonomik mallara örnektir.
a2) Kullanılış Biçimine Göre Mallar
- Üretim Malı: İhtiyaçları dolaylı olarak karşılayan ve özellikle yeni bir malın üretiminde kullanılan mallardır. Üretim araçları (makineler, traktörler vb.) ve ham maddeler (kömür, petrol, çimento vb.) üretim mallarına örnektir.
- Tüketim Malı: İhtiyaçları doğrudan karşılayan mallardır. Yiyecek ürünleri, giyecekler gibi örnekler tüketim mallarına örnektir. Tüketim malları, kullanımlarının süresine göre ikiye ayrılır:
- Dayanıklı Mallar: Uzun süreli kullanılan ve faydası birkaç kez kullanmakla tükenmeyen mallardır. Araba, televizyon, bilgisayar gibi örnekler dayanıklı mallara örnektir.
- Dayanıksız Mallar: Kullanımdan sonra faydası tükenen mallardır. Ekmek, çikolata, kibrit gibi örnekler dayanıksız mallara örnektir.
Hizmet
İnsan ihtiyaçlarını karşılamak için değişim amacıyla sunulan etkinliklere hizmet denir. Sağlık hizmetleri, eğitim, ulaştırma, bankacılık gibi örnekler hizmet kavramına örnektir.
Fayda
Mal veya hizmetlerin ihtiyaçları karşılama yeteneklerine fayda denir. Fayda, mal veya hizmetin insanın yaşamında sağladığı işlevi ifade eder.
5. Ekonomik Sistemler
a) Kapitalist Ekonomi Sistemi
Kapitalist ekonomi sistemi, 18. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da egemen olmaya başlamıştır. Kapitalist ekonomik sistemin temel özellikleri şunlardır:
- Üretim araçları (makineler, fabrikalar, atölyeler vb.) özel girişimcilerin mülkiyetindedir.
- Özel mülkiyet esastır ve teşvik edilir.
- Ekonomi serbest piyasa koşulları altında faaliyet gösterir. Devlet müdahale etmez, ancak düzenlemeler yapar.
- Kâr, üretimde belirleyici bir faktördür. Üretimde amaç kâr etmektir.
- Temel ihtiyaçların dışında tüketim alışkanlıkları oluşturulur.
- Bireyler kendi çıkarlarını ön planda tutar.
b) Sosyalist Ekonomik Sistem
Sosyalist ekonomi sistemi, 19. yüzyılda hızla gelişen kapitalizme alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Sosyalizm, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri giderme amacını taşıyan bir ekonomik sistemdir. Temel özellikleri şunlardır:
- Üretim araçlarının mülkiyeti devletin veya toplumun elindedir. Özel girişimcilik yoktur.
- Özel mülkiyet sınırlıdır ve toplumsal çıkarlar öne çıkar.
- Ekonominin işleyişi devlet tarafından kontrol edilir.
- Üretimde kâr amaç değildir. Temel amaç, toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktır.
- Bireylerin değil, toplumun çıkarları önemlidir.
c) Karma Ekonomik Sistem
1929 ekonomik krizi ve II. Dünya Savaşı sonrası kapitalist sistemin iyileştirilmesi gerekliliği karma ekonomi sistemini doğurmuştur. Devlet, ekonomik müdahaleleri ve sosyal güvenlik önlemleriyle ekonomiye katılımını artırmıştır. Karma ekonomi sisteminin temel özellikleri şunlardır:
- Devlet ve özel sektör birlikte faaliyet gösterir.
- Kapitalizmin ve sosyalizmin bileşimi olarak görülür, ancak temelde kapitalizme daha yakındır.
- Devlet, ekonomiye kısmi olarak müdahale eder ve kamu yararını gözetir.
- Toplumsal çıkarlar ile bireysel çıkarlar denge içinde tutulmaya çalışılır.
- Özel girişimciliğin yatırım yapmayı kârlı bulmadığı alanlarda devlet müdahale eder.
Uyarı: Bir şeyin mal veya hizmet olarak değerlendirilmesi, değişim amacıyla üretilip sunulmasına bağlıdır. Bu nedenle, bazı durumlar ve özel koşullar altında bir malın serbest veya ekonomik mal olarak değerlendirilmesi değişebilir. Örneğin, havanın serbest mal olduğu düşünülebilirken, dalgıçlar veya astronotlar için havanın temin edilmesi ekonomik bir mal olarak değerlendirilebilir. Benzer şekilde, bir şeyin mal veya hizmet olarak kabul edilmesi değişim amacı ve bağlamına bağlıdır.
E. SİYASET KURUMU
İnsanlar arasındaki fikir ve çıkar ayrılıkları ve çatışmaları, genel çıkar ve ortak iyiliği sağlamak amacıyla bir yapılanma gerektirmiştir. Bu yapılanma, toplum içinde düzeni sağlamak ve yönetimi gerçekleştirmek için belirli ilişki kalıplarını ve kuralları ortaya koymuştur. Bu ilişki kalıpları, yönetim ve emir-komuta gibi temel kavramları içeren siyaset kurumunu oluşturur.
1. Siyasetin Temel Kavramları
- Egemenlik: Bir devlette siyasal karar verme yetkisine sahip olmak anlamına gelir. Bu yetki halka ait olabileceği gibi bir kişiye de ait olabilir.
- İktidar: Bir ülkede egemenliği elinde bulunduranları ifade eder.
- Parlamento: Demokratik ülkelerde, halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşan meclislerdir. Yasama yetkisini kullanırlar.
- Hükümet: Devletin siyasi sorumluluğunu taşıyan ve en etkili icra gücünü temsil eden yapıdır. Ülkemizde Cumhurbaşkanı ile yürütme yetkisini kullanır.
- Siyasal Parti: Farklı düşünce ve görüşleri halktan aldıkları oy oranında parlamentoya taşıyarak, halk iradesinin yönetime yansımasını sağlamayı amaçlayan siyasi gruplardır.
- Sivil Toplum (Baskı Grupları): Siyasi otoritenin baskısından uzak, hak ve özgürlüklerini savunabilen, devlet kurumlarının dışında özgür ve özerk vatandaşlardan oluşan toplumsal alandır. Sendikalar, dernekler, meslek örgütleri ve odalar gibi kuruluşlar bu alana aittir.
- Birey: Toplumun her bir üyesini ifade eder. Devletin yurttaşı olan kişiyi ifade eder.
- Meşruiyet: Siyasi etkinliklerin yasalara uygunluğunu ifade eder. Bir siyasi parti iktidara gelmek istiyorsa yasalara uygun bir şekilde seçime girip seçmenlerin oyunu alması gerekir.
- Seçim: Vatandaşların siyasi tercihlerini belirttikleri demokratik yöntemdir. Siyasi partiler ancak bu yolla iktidarı meşru yolla ele geçirebilir.
- Özgürlük: Bireylerin yasaların belirlediği sınırlar içinde serbestçe hareket edebilme yeteneğidir.
- Hak: Bir eylemde bulunma veya başkalarından belirli bir tarzda davranmalarını isteme yetkisini ifade eder.
- Eşitlik: Yasalar karşısında bireyler arasında ayrım yapılmaması ilkesidir.
- Adalet: Hak sahiplerinin hakkını alması ve haksızların cezalandırılması ilkesidir.
- Ülke: Bir milletin yaşadığı, siyasi olarak örgütlendiği ve egemen olduğu alanı ifade eder.
2. Devlet
a) Devlet
Belirli bir toprak parçası üzerinde ortak amaçlar çerçevesinde örgütlenmiş, siyasi ve hukuki yaptırım gücüne sahip en üstün otoritedir. İnsanların yerleşik hayata geçmesiyle ortaya çıkmıştır.
b) Devletin Özellikleri
- Devletin oluşabilmesi için toprak, halk, iktidar ve egemenlik unsurlarına gerek vardır. Devletin egemen olması yasama, yürütme, yargı güçlerini elinde bulundurmasına bağlıdır.
- Zora dayalı kuvvet kullanma yetkisine sahip tek kurumdur.
- Devlet sosyal kontrolü sağlayan en büyük sosyal gruptur.
- Devlet, toplumsal kurumların işleyişinin denetimini ve gözetimini sağlar.
- İkincil ilişkilerin görüldüğü en büyük ikincil gruptur.
c) Devletin İşlevleri
- Devletin temel görevleri yasama, yürütme ve yargı olarak sıralanır. Bu güçler ayrılığı ilkesi ile temsil edilir.
- Vatandaşların ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlar.
- İç ve dış tehditlere karşı ülkenin bağımsızlığını korur.
- Bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alır ve adaleti sağlar.
- Ülke sınırları içinde ve dışında milli çıkarları korur.
d) Devlet Çeşitleri
d1) Yapısına Göre:
- Üniter Devlet: Yönetimin tek merkezden yapıldığı, tek meclisi ve başkenti olan devlettir. Homojen yapıdaki toplumlarda görülür. (Örnek: Türkiye, İran)
- Federal Devlet: Ülke eyaletlere bölünmüş, iç işlerinde kendi kurallarına göre işleyen, dış ilişkilerinde merkezi yönetime bağlı olan devlettir. (Örnek: ABD, Almanya, İsviçre)
d2) Ortaya Çıkışına Göre:
- Eski (Geleneksel) Devlet: Devletin ortaya çıkışından çağdaş hale gelene kadar olan dönemi ifade eder. İç düzen ve dış güvenliği sağlama işlevi sınırlıdır.
- Çağdaş Devlet: Belirli ilke ve yasalara göre yönetilen devlettir. Sosyal, hukuki ve laik devlet ilkelerini benimser. İşlevi daha geniştir.
d3) Ekonomik Yapısına Göre:
- Kapitalist Devletler: Ekonomik hayat özel girişimciler tarafından düzenlenir, rekabet ve kâr esası benimsenir. Bireysel hak ve özgürlükler vurgulanır. (Örnek: ABD, İngiltere)
- Sosyalist Devletler: Ekonomik hayat devlet tarafından düzenlenir, üretim araçlarına devlet sahiptir. Halkın ihtiyaçlarına odaklanır. (Örnek: Rusya)
- Karma Devletler: Hem özel sektörün hem de devletin etkili olduğu devlet türüdür. (Örnek: Türkiye)
3. Siyasi yönetim biçimleri
a) Baskıcı Yönetimler:
Yasama, yürütme ve yargı yetkileri tek bir kişi veya küçük bir grubun elindedir. Bu yönetim biçiminde özgürlükler sınırlanır, hukuk kuralları genellikle ihlal edilir. Eleştiri ve muhalefetin önü kesilir. Belirli bir ideolojiye dayanır. Seçme ve seçilme hakları kısıtlanmıştır veya yoktur. Düşünce, basın, din ve vicdan özgürlüğü neredeyse yok denecek kadar azdır.
a1) Monarşi:
İktidarın tek bir kişinin elinde olduğu yönetim biçimidir. Monarşinin alt türleri şunlardır:
- Mutlak Monarşi: Devlet başkanı sınırsız yetkilere sahiptir ve hiçbir denetim altında değildir. Örneğin, Roma ve Osmanlı İmparatorlukları.
- Meşruti Monarşi: Hükümdarın yetkileri anayasa ile sınırlanmıştır. Bu türde hükümdar daha fazla sembolik bir rol üstlenirken, gerçek iktidar yürütme organında bulunur. Örneğin, Hollanda, Danimarka, İngiltere.
a2) Oligarşi:
İktidar bir grubun veya zümrenin elindedir. Eğer bu zümre soylu ve zengin kişilerden oluşuyorsa buna “Aristokrasi” denir. Aristokrasi, soyluların veya din adamlarının yönetimde olduğu bir sistemdir.
a3) Teokrasi:
Dini otorite organlarının siyasi otorite organları yerine geçtiği bir devlet biçimidir. Devlet işleri dini prensiplere dayandırılmaya çalışılır. Örneğin, Vatikan, İran, Suudi Arabistan.
a4) Totalitarizm:
Siyasi gücün ve yetkilerin tek bir kişi, parti veya askeri grup tarafından kontrol edildiği yönetim biçimidir. Bu tür yönetimlerde demokratik haklar sıkı bir şekilde sınırlanır ve devletin kontrolü çok büyüktür. Örneğin, faşizm (Hitler, Mussolini), komünizm, militarizm.
b) Demokratik (Hürriyetçi) Yönetimler:
İnsan hakları ve özgürlüklerinin korunduğu yönetim biçimidir. Kuvvetler ayrılığı prensibi geçerlidir. Yasama, yürütme ve yargı organlarının denetim mekanizmaları bulunur. Kişisel ve toplumsal gelişmenin temeli özgürlüktür. Hukuk kuralları toplumsal adaleti ve yönetimi temsil eder. Yönetim seçimle iş başına gelir ve denetlenebilir. Düşünce, basın, din ve vicdan özgürlüğü vardır. Çok partili sistem ve düzenli seçimler demokratik yönetimlerin temel özelliklerindendir.
b1) Doğrudan Demokrasi:
Halk, yönetimde doğrudan söz sahibidir. Gerekli durumlarda toplanarak doğrudan kararlar alır, önceki kararları değiştirebilir ve yasaları oluşturabilir. Bu türde devlet için gereken tüm kararlar halk tarafından aracısız ve temsilcisiz şekilde alınır. Günümüzde doğrudan demokrasi örneği sınırlıdır ve İsviçre’nin bazı bölgelerinde uygulanmaktadır.
b2) Temsili Demokrasi:
Halkın seçtiği temsilciler yönetimde yetkilidir. Çoğu zaman büyük insan gruplarının bir araya gelmesi ve karar almasının zorluğu göz önünde bulundurularak, temsili demokrasi benimsenmiştir. Halk, temsilcileri aracılığıyla kararlar almak üzere seçer ve bu temsilciler kararları adına alır. Türkiye ve dünya genelinde yaygın olarak uygulanan bir demokrasi türüdür.
b3) Yarı Doğrudan Demokrasi:
Egemenlik, halk ile temsilcileri arasında paylaştırılır. Yarı doğrudan demokraside, halk tarafından seçilen temsilcilere egemenlik kullanma yetkisi verilir. Ancak bazı durumlarda (önemli kararlar veya yaşamsal konular gibi) halkın kararı aranır ve referandum gibi araçlarla halk oylamasına başvurulur. Böylece seçmenler, egemenliğin kullanımına doğrudan katılır. Yarı doğrudan demokrasi, halkın egemenliğin kullanımına ara sıra doğrudan katıldığı bir temsilî demokrasi türüdür.
Genel Oy İlkesi: Herkesin, servet, vergi, eğitim düzeyi, cinsiyet, ırk gibi ayrımlar yapılmaksızın belirli bir yaşa ulaştığında oy hakkına sahip olduğu ilkedir. Türkiye’de 1934 yılında yapılan değişiklikle genel oy ilkesi benimsenmiştir.
Siyasi Sosyalleşme: Çocukların ve gençlerin büyüdükleri toplumun politik sistemini anlamalarını ve farklı politik eğilimler hakkında tercih yapmalarını etkileyen süreçlerdir.
Kuvvetler Ayrılığı İlkesi: Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri ayrı organlarda toplanır. Her bir organ yalnızca kendi görevini yerine getirmeli ve diğer organların görevine karışmamalıdır.
b4) Katılımcı Demokrasi: Toplumun kişileri ve kurumları ile geniş katılımının sağlandığı demokratik yapılanmadır. Katılımcı demokrasi, halkın görüşlerini aracı olmadan sivil toplum kuruluşları ve çıkar grupları gibi kendi oluşumları ile ifade etmesidir. Katılımcı demokraside vatandaşlar sürekli olarak karar verme sürecine katılırlar ve önemli sorunların çözümünde vatandaşların kararları dikkate alınır ve bütün vatandaşlar katkıda bulunurlar. Çıkar grupları: Çoğulcu demokrasinin gereğidir. Herhangi bir siyasal parti kurmaksızın eylemleri ile örgütlenmiş bir şekilde siyasal karar alma süreçlerini ve kamu politikalarını doğruya veya dolaylı olarak etkileme ve çıkar elde etme çabası içinde olan gruplardır. Mesela; meslek odaları, sendikalar vb. Sivil toplum kuruluşları: Katılımcı demokrasinin gereğidir. Sivil toplum kuruluşları; kamu yararına çalışan ve bu yönde kamuoyu oluşturan, kâr amacı gütmeyen, demokratik işleyişe sahip, bürokratik donanımdan yoksun ve gönüllü olarak bir araya gelen bireylerden oluşan örgütlenmelerdir. Temel amaçları,
toplumsal hayata olumlu katkılar sağlamaktır. Siyasi iktidar üzerinde etkili olmak, görüşleri doğrultusunda kararlar alınmasını ve uygulamalar yapılmasını sağlamak amacıyla kurulmuş olan baskı gruplarıdır. Mesela; çevreci örgütler (Greenpeace, TEMA), insan hakları örgütleri, savaş karşıtı örgütler vb.
4. Seçim ve seçim çeşitleri
Demokrasinin bir gereği olarak seçim, yöneticileri belirlemek için yapılan bir uygulamadır.
a) Çoğunluk sistemi: Seçime katılan partiler ya da adaylar arasında en çok oy alan seçimi kazanmış sayılır. İki türlüdür.
a1) Tek turlu (basit) çoğunluk sistemi: Bir seçim bölgesinde en fazla oy alan bir parti bütün milletvekilliklerini kazanır.
a2) İki turlu (mutlak) çoğunluk sistemi: Bir parti, birinci turda bir seçim bölgesinde oyların yarıdan bir fazlasını alamazsa ikinci bir oylama yapılır. İkinci turda en çok oy alan parti seçilmiş sayılır.
b) Nispi temsil sistemi: Yönetime katılan kesimlerin aldıkları oy oranında yönetimde temsilci bulundurma hakkını kazanmasıdır. Bu sistemde bir parti aldığı oy ölçüsünde milletvekili çıkarır. Bu sistem farklı görüş ve düşüncelerin mecliste temsil edilmesini sağladığından, halk iradesinin daha iyi yansıtılmasını sağlamaktadır.